İşsizlik Sigortası Fonu'nda Kaynak İsrafı: Çalışanların Parasına Kim Ne Yaptı?
755 milyar lirayı aşan İşsizlik Sigortası Fonu, kuruluş amacından saparak iktidarın 'ikinci hazinesi'ne dönüştü. Çalışanların kumbarası erirken işveren teşviklerinin önü açıldı.
Mayıs 2026 sonu itibarıyla fonda biriken 755.6 milyar lira, bütçe açıklarıyla boğuşan iktidarın iştahını kabartıyor. Fonun doğrudan amacı 'işçinin işini kaybetmesi halinde uğrayacağı gelir kaybını önlemek' iken, son 10-15 yılda bu kaynaklar artan bir oranla işveren teşvikleri, istihdam destekleri ve yapısal ekonomik programlar için kullanılmaya başlandı. İktidar, bütçeden harcama yapmadan istihdamı fonlamak istediğinde, adeta 'ikinci bir maliye hazinesi' gibi gördükleri bu hazır kaynağı hedef alıyor.
Bu eksen kayması, fonun yapısal verilerinde kendini çok net gösteriyor. Fon, çalışanlar ve işverenlerden yapılan kesintiler ile devletin aylık katkısıyla finanse ediliyor. Mevcut uygulamada brüt maaş üzerinden çalışan payı yüzde 1, işveren payı yüzde 2, devlet katkısı ise yüzde 0.5 olarak uygulanıyor. Ancak burada son derece dikkat çekici bir detay var: Devletin fona katkısı aslında yüzde 1 oranındayken, 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanı kararıyla yarı yarıya azaltılarak yüzde 0.5'e indirildi. Nisan 2026'da 9 milyarın üzerindeki devlet katkısı, Mayıs 2026 itibarıyla 4 milyar civarına geriledi.
Ödeme tablosuna bakıldığında dengesizlik daha da bariz hale geliyor. Sadece Mayıs 2026'da işçiye doğrudan ödenen İşsizlik Ödeneği 14.2 milyar lira iken, Teşvik ve Destek Ödemeleri (11.6 milyar), Aktif İşgücü Programları (8.2 milyar) ve İşbaşı Eğitim Programları (3.6 milyar) olmak üzere işverene yarayan fondan çıkışların toplamı, işçiye ödeneni açık ara geride bıraktı. Üstelik son düzenlemelerle fondan işverenlere yapılabilecek destek ödemelerinin sınırı yüzde 30'dan yüzde 50'ye çıkarıldı. Yani işçinin kumbarasına devletin attığı para azalırken, işverenin o kumbaradan alabildiği payın önü ardına kadar açıldı.
Peki, işverenlere fondan aktarılan bu devasa kaynaklar gerçekten istihdam yaratıyor mu? Savunulan resmi argüman, teşviklerin maliyetleri düşürerek istihdamı artıracağı yönünde. Ne var ki, hem ekonomi literatürü hem de sahadaki tecrübeler, suni prim desteklerinin kalıcı, nitelikli ve güvenceli istihdam yaratmada son derece sınırlı kaldığını gösteriyor. Bu tür müdahaleler, piyasa dinamiklerini bozarak kaynakların verimsiz kullanımına yol açıyor.
İşsizlik Sigortası Fonu'nun en kritik işlevi,_normal ekonomik seyirde değil, pandemi veya büyük deprem felaketleri gibi kitlesel kriz anlarında devreye girmesidir. Kısa Çalışma Ödeneği gibi mekanizmalar sayesinde milyonlarca vatandaş için adeta bir cankurtaran olmuştur. Ancak fondan sürekli nakit çıkışı yaşanması ve içinin boşaltılması, gelecekte yaşanabilecek daha büyük krizlerde likidite sıkıntısı riskini doğuruyor. Kısa vadeli bütçe açıklarını kapatmak adına uzun vadeli sosyal güvenliği riske atmak, son derece kaygı verici bir tablo çiziyor.
Fonun sürdürülebilirliği için şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri hayata geçirilmeli, kaynaklar yalnızca kuruluş amacına uygun şekilde kullanılmalı. Çalışanların birikimlerinin siyasi tercihlere kurban edilmesi değil, bireysel güvencenin korunması öncelikli hale gelmeli. Aksi takdirde 'kara gün akçesi', gerçekten kara günler geldiğinde işe yaramayacak hale gelecektir.