Yaşamın bir döneminde yaklaşık %12'lik bir kesimi etkileyebilen sosyal kaygı bozukluğu, bireylerin gündelik yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini ciddi anlamda sınırlayabiliyor. Yapılan akademik çalışmalar, üniversite öğrencilerinin beşte birinden fazlasının eğitim hayatları boyunca bir tür sosyal kaygı yaşadığını ortaya koyuyor.
Uzman araştırmalar, bu durumun düşük akademik başarı, işlevsizleşen ilişkiler ve sosyal izolasyon ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Genç yaşlarda başlayan sosyal kaygı, kişilerin grup ortamlarından uzaklaşmasına ve kendilerini toplumdan soyutlamasına zemin hazırlıyor.
"Bedenimden ayrıldığımı hissediyordum"
Ergenlik yıllarında sosyal kaygı yaşamaya başlayan ve üniversite eğitimi boyunca hiç arkadaş edinemediğini belirten 25 yaşındaki Mary (gerçek adı değil), yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
"İlk geldiğimde bir öğrenci kulübüne katıldım ama herkes birbiriyle konuşuyordu ve aniden bir korku hissettim. Oraya uyum sağlayamayacağımı düşündüm. Yeni insanlarla konuşurken yüzüm yanıyor, ellerimde karıncalanma başlıyordu. Neredeyse bedenimden ayrıldığımı hissediyordum; kelimeleri nasıl kullanacağımı unutmuştum. Sosyal ortamlardan sonra her şeyi aşan bir utanç duygusu yaşıyordum."
Sosyal kaygı alanında faaliyet gösteren bağımsız kuruluşların yöneticileri, bu durumu yaşayan kişilerin kendilerindeki sorunu teşhis edilebilir bir sağlık sorunu olarak değil, bir "kişilik kusuru" olarak içselleştirdiğine dikkat çekiyor. Son dönemlerde akıllı telefon kullanımının artması ve uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte, insanların birbiriyle daha az sosyal etkileşim kurduğu ve kaygı seviyelerinin yükseldiği belirtiliyor.
Bir kişinin sosyal kaygı yaşadığını gösteren işaretler
Uzmanlara göre yeni durumlarla karşılaşıldığında veya önemli bir görüşme öncesinde hafif endişe hissetmek son derece normaldir. Ancak durumun ciddileştiğini gösteren bazı temel işaretler şunlardır:
- Sürekli sessiz kalmak ve olabildiğince kısa cevaplar vermek
- İletişimden kaçınmak için sürekli telefonla ilgilenmek
- Grup ortamlarında birinin yanına yapışmak ya da grubun en kenarında kalmak
- Yalnızca iş gibi "güvenli" kabul edilen konuşma konularına bağlı kalmak
Sosyal kaygıyla nasıl başa çıkılır?
Psikologlar ve uzmanlar, sosyal kaygının etkilerini azaltmak için atılabilecek somut adımları şu şekilde sıralıyor:
- Kendinize odaklanmayı bırakın: Sosyal ortamlarda sürekli "Kızarıyor muyum?", "Aptalca mı konuşuyorum?" gibi sorularla kendinizi izlemek yerine dikkatinizi karşınızdaki kişiye ve sohbetin akışına yönlendirin.
- Korkularınızı test edin: Bir toplantıda soru sorarak veya grupta düşüncenizi dile getirerek olumsuz senaryoların gerçekleşip gerçekleşmediğini gözlemleyin.
- Güvenlik davranışlarından vazgeçin: Aşırı göz temasından kaçınmak veya her cümleyi zihinde tekrar tekrar kurmak gibi savunma mekanizmalarını bırakın.
- Olay sonrası aşırı düşünmeyin: Sosyal bir etkileşim bittikten sonra yaşananları zihinde sürekli canlandırıp olumsuz anlamlar yüklemekten kaçının.
- Uzman desteği alın: Sosyal kaygı tedavisinde "altın standart" olarak kabul edilen Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi yöntemler, düşünce kalıplarını yeniden şekillendirmede büyük fayda sağlıyor.